Kurtlarla Koşan Kadınlar - Kitap ile Sohbet Atölyesi
Kitap

Kurtlarla Koşan Kadınlar - Kitap ile Sohbet Atölyesi

Hepimiz vahşiye özlemle doluyuz. Bu özlemin kültürel olarak onaylanmış pek az panzehiri var. Bize bu tür bir arzudan utanç duymamız öğretildi. Uzattığımız saçlarımızı duygularımızı saklamak için kullandık. Ama Vahşi Kadın’ın gölgesi gündüz ve gecelerimiz boyunca pusuya yatmış bir halde hala varlığını sürdürmekte. Nerede olursak olalım, arkamızda tırıs giden bu gölge kesinlikle dört ayaklı.

Dr. Clarissa Pinkola Estes bu satırlarla başlıyor kitaba. Kitabın önsözü. Kitap ile Sohbet’te baş konuğumuz olan Kurtlarla Koşan Kadınlar kitabıyla ilgili benim yorumum olmayacak bu yazıda. Kitaptan alıntılar yapacağım size. Alıntı yaparak yazdığım her satırın zaten içindeyim.

Giriş: Kemiklerin Üstüne Şarkı Söylemek

Vahşi Hayat ve Vahşi Kadın, ikisi de soyu tükenmekte olan türler.

Zaman içinde kadına özgü içgüdüsel doğanın yağmalandığına, bastırıldığına ve ezildiğine tanık olduk. Uzun dönemler boyunca bu içgüdüsel doğa, tıpkı vahşi hayat ve vahşi topraklar gibi kötüye kullanılmıştır. Binlerce yıldır ne zaman arkamızı dönsek, ruhun en zavallı topraklarına fırlatılıp atıldığını gördük. Tarih boyunca Vahşi Kadın’ın ruhsal toprakları yağmalanıp yakılmış, buldozerlerle düzlenmiş ve başkalarını memnun etmek üzere doğal döngüleri, doğal olmayan ritimlere büründürülmüştür.

...

Kurtların ve çakalların, ayıların ve vahşi kadınların benzer ünlere sahip olması da o kadar rastlantısal değildir. Ortak içgüdüsel arketipleri paylaştıkları için, yanlışlıkla da olsa, hepsi nankör, doğuştan tehlikeli ve kindar olarak tanınırlar.

(Arketip: Kök örnek. Bir tür ya da türler grubunun varsayılan atasal tipi.

Arketip; ilk örnek, asıl numune. Kelime anlamıyla kalıp, şablon  şeklinde ifade edilen arketipler gerçekte insan kültürünü oluşturan yapıtaşlarıdır.)

...

Jungcu bir psikanalist, şair ve cantadora –eski öykü derleyicisi-si- olarak hayatım ve çalışmalarım bana, kadınların gücünü yitiren canlılıklarının, yine kendi yeraltı dünyalarının yıkıntılarında yapılacak kapsamlı bir “ruhsal-arkeolojik” kazıyla gün ışığına çıkarılabileceğini gösterdi.  Bu yöntemlerle doğal içgüdüsel ruhun durumunu düzeltebilir ve onun Vahşi Kadın arketipinde kişileştirilmesi yoluyla, kadının en derin doğasının yol ve yöntemlerinin farkına varabiliriz.

...

Sağlıklı kurtlar ve sağlıklı kadınlar ruhsal karakteristikleri paylaşırlar: Keskin bir duyarlılık, oyuncu bir ruh ve yoğun bir kendini adama kapasitesi. Sezgileri çok güçlüdür, yavruları, eşleri ve sürüleriyle yoğun bir biçimde ilgilenirler. Sürekli değişen koşullara uyum sağlayabilir, tuttuklarını koparan ve cesurdurlar.

Ancak ikisi de sürekli avlanmış, taciz edilmiş ve yanlış bir şekilde obur, sapkın, son derece saldırgan ve hasımlarından daha az değerli olarak tanımlanmıştır. Hem vahşiliği hem de ruhun vahşi yanlarını yok eden, içgüdüsel olanın soyunu kurutan ve arkada hiç iz bile bırakmayanlar için, ikisi de birer hedef haline gelmiştir. Kurtların ve kadınların kendilerini yanlış anlayanlar tarafından yok edilmesi çarpıcı bir benzerlik taşır.

Vahşi Kadın arke tipi kavramı, gözümde ilk kez işte bu noktada, kurtlarla ilgili çalışmalarım sırasında açıklık kazandı.

...

Vahşi doğa ruhumdan iki kere geçti: İlk olarak tutkulu bir Meksikalı-İspanyol kanı taşıyan bir ailede doğmam la, sonra da ateşli Macarlardan oluşan bir aile tarafından evlat edinilmemle. Michigan eyaletinin sınırında, ormanlıklar, meyve bahçeleri ve çiftliklerle çevrili, Büyük Göller’e yakın bir yerde büyüdüm. Orada, gök gürültüsü ve şimşek, ana besinimdi. Geceleri buğday tarlaları hışırdayıp yüksek sesle konuşurdu. Uzaklarda, kuzeyde ay ışığıyla birlikte açık alanlara gelen kurtlar oradan oraya atlayıp zıplar, adeta Tanrı’ya yakarırlardı. Hepimiz korkusuzca aynı derelerden su içebilirdik.

...

Bir anne kurt, ölümcül şekilde yaralanmış yavrularından birini öldürdü; bu bana, haşin bir şefkati ve ölümün nihayete ulaşmasına izin verme gereğini öğretti. Daldan düşen ve tekrar yukarı tırmanmaya çalışan tüylü tırtıllar, bir amaca yönelik çalışmayı öğretti. Kolumu gıdıklayan yürüyüşleri, cildin nasıl canlanabileceğini öğretti. Ağaçların tepesine tırmanmak, günü geldiğinde cinselliğin nasıl hisler uyandırabileceğini öğretti.

...

Yazdıkları şeyler yetkin görülmese de, kadınlar bir şekilde hep ışıldadılar. Yaptıkları resimler kabul görmese de, bir şekilde ruhu beslediler. Kadınların sanatları için ihtiyaç duydukları araç ve yerler için yalvarmaları gerekiyordu ve hiçbirini bulamadıklarında ise ağaçlarda, mağaralarda, ormanlarda ve dolaplarda kendi alanlarını yarattılar.

Dans etmelerineyse neredeyse hiç katlanılamadı, öyle ki, kimsenin onları göremeyeceği ormanda ya da gizli köşelerde veya çöpü boşaltmaya çıkarken dans ettiler. Süslenmelerine kuşkuyla bakıldı. Neşeli bedenleri ya da giyecekleri, incitilme ve cinsel saldırıya uğrama tehlikelerini artırdı. Sırtlarındaki elbiselerin bile onlara ait olduğu söylenemezdi.

Çocuklarını istismar eden ana babalara yalnızca “katı” denildiği; iliklerine kadar sömürülen kadınların ruhsal yaralanmalarına “sinir krizi” adı verildiği; sımsıkı korselere sokulan, sımsıkı gemlenen ve sımsıkı dizginlenen kız ve kadınların “edepli,” “zarif’ görüldüğü bir zamandı ve hayatın sayılı anlarında yakalarını kurtarmasını beceren diğer kadınlar ise “kötü” damgası yediler.

Benden önceki ve sonraki birçok kadın gibi, ben de hayatımı kılık değiştirmiş bir criatura (yaratık) olarak yaşadım. Benden önceki eş dostumun yaptığı gibi yüksek topuklarla çalım satarak yürüyüp sendeliyor ve kiliseye giderken elbise ve şapka giyiyordum. Ama muazzam kuyruğum çoğu zaman eteğimin altından çıkıyor, şapkamı gözlerime kadar indirmezsem kulaklarım seyiriyor ve bu durum kimi zaman odanın öteki ucundan bile görülüyordu.

O karanlık yılların şarkısını, hambre del alma’yı, açlık çeken ruhun şarkısını unutmadım. Ama neşeli Canto Hondo’yu, derin şarkıyı da unutmadım; istediğimizde ruh-dolu bir şekilde sözleri zihnimizde yeniden canlanan şarkıyı.

...

Masallar, mitler ve öyküler, vahşi doğanın arkasında bıraktığı patikayı seçip ayırt edebilmemiz için görme gücümüzü keskinleştiren kavrayışlar sağlar. Öyküde bulunan dersler, bize henüz yolların tükenmediğini ve kadınları daha da derinlere ve kendi bilgilerinin en uç sınırlarına götürmeye devam ettiğini gösterir. Hepimiz, yabanıl benliğin yolundan gidiyoruz.

Ona Vahşi Kadın adını verdim, çünkü bu vahşi ve kadın sözcükleri, llamar o tocar a la puerta, yani kadının derinlerde yatan psişesinin kapısında masal tıkırtıları yaratıyor. Llamar o tocar a la puerta aslında bir kapıyı açmak için ismin aracılığından yararlanmak demektir. Bir geçidin kapısının açılmasını sağlayan sözcükleri kullanmak demektir. Bir kadın hangi kültürden etkiler taşırsa taşısın, vahşi ve kadın sözcüklerini sezgileri yoluyla anlar.

...

Kadınlar vahşi doğalarıyla ilişkilerini yeniden kurmak istedikleri zaman, içerideki ve dışarıdaki dünyalarda coşkulu bir hayatın yolunu gösteren, bunu telkin ve teşvik eden kalıcı ve içsel bir gözlemci, bilge, hayalperest, kâhin, esin kaynağı, sezgi sahibi, yapıcı, yaratıcı, mucit ve dinleyicinin yeteneğiyle donanırlar. Kadınlar bu doğaya yaklaştıkça, o ilişkinin gerçeği, üzerlerinde akkor parlaklığında yayılır. Bu vahşi öğretmen, Vahşi Anne, vahşi usta, her türden iç ve dış hayatlarını destekler.

Öyleyse vahşi sözcüğü burada denetimden yoksun anlamına gelen günümüzdeki küçümseyici kullanımıyla değil, doğal bir hayat, criatura’nın (yaratığın) doğuştan bir bütünlüğe ve sağlıklı sınırlara sahip olduğu bir hayat sürmesi anlamına gelen özgün haliyle kullanılmıştır. Bu sözcükler {vahşi ve kadın sözcükleri), kadınların kim olduklarını ve neyle meşgul olduklarını hatırlamalarını sağlar, bütün dişilere destek veren gücü ifade eden bir metafor yaratır. Kadınların onsuz yaşayamayacağı bir gücü simgeler.

Vahşi Kadın arketipi aynı uygunlukta olan başka terimlerle de ifade edilebilir. Bu güçlü psikolojik doğaya içgüdüsel doğa diyebilirsiniz, ama Vahşi Kadın bunun arkasında yatan kuvvettir. Buna doğal ruh da diyebilirsiniz, fakat bunun ardında da Vahşi Kadın arketipi yatar. Bunun, kadınların doğuştan gelen, en temel doğası olduğunu da söyleyebilirsiniz. Kadınların özgün, özlerinde var olan doğası diyebilirsiniz. Şiir sanatında ona “Öteki” ya da “evrenin yedi okyanusu” veya “uzak orman” ya da “Dost”* adı verilebilir. Farklı psikoloji ekolleri ve farklı bakış açılan tarafından id, benlik, içsel doğa olarak da adlandırılabilir. Biyolojide ise buna tipik ya da temel doğa denir.

...

Düşlerin, öykülerin, şiirin ve sanatın buluştukları psişedeki bu yer, içgüdüsel ya da vahşi doğanın gizemli hayat alanını oluşturur. Çağdaş düşler ve şiirde, eski halk masallarında ve mistiklerin yazılarında bu çekirdek ve içinde bulunduğu alan kendi başına hayatı olan bir varlık olarak anlaşılır. Şiirde, resimde, dansta ve düşlerde bu alan çoğu zaman, ya okyanus, gök kubbe, bereketli yeryüzü gibi engin bir unsur ya da cennetin kraliçesi, akgeyik, arkadaş, sevgili, dost ya da eş gibi kişilik sahibi bir güç olarak simgelenir.

...

Bu Vahşi Kadın doğasının kavranması bir inanç değil, bir eylemdir. En hakiki anlamıyla bir psikoloji işidir: Psukhelpsych, ruh [psişe]; ology yâ da logos, ruh bilgisi. O olmadığında, kadınlar onun gönül sohbetini işitecek ya da kendi içsel ritimlerinin vuruşlarını kaydedecek kulaklardan yoksun kalır. Onsuz, kadınların içgözleri karanlıklara bürünmüş bir el tarafından kapatılır ve günlerinin büyük bir bölümü, kısmi felç yaşatan bir can sıkıntısı ya da türlü hüsnü kuruntularla geçer. Onsuz, kadınlar ruhlarının bastığı yerin sağlamlığını yitirirler. Onsuz, neden burada olduklarını unutur, hareket etmeleri gerekirken dururlar. Onsuz, çok fazla ya da çok az şey üstlenir ya da hiç bir şey yapmazlar. Onsuz, ateş üstündeyken bile suskundurlar. O, kadınların düzenleyicisidir, duygusal yüreğidir, fiziksel bedeni düzene sokan insan yüreğinin aynısıdır,

İçgüdüsel psişe ile iletişimimiz koptuğunda yarı yarıya harap olmuş bir durumda yaşarız ve dişil imgelerle güçler tam olarak gelişemez. Bir kadın temel kaynağından yoksun kaldığı zaman yüksüzleşerek içi boşalır; içgüdüleri ve doğal hayat döngüleri kaybolacağı gibi, kendisinin ya da başkalarının kültürü, usavurma veya ego tarafından teslim de alınabilir.

Vahşi Kadın bütün kadınların sağlığıdır. Onsuz, kadınların psikolojisi anlamsızlaşır. Bu yabanıl kadın, prototip kadındır... hangi kültür, hangi çağ, hangi politika olursa olsun, o değişmez. Döngüleri değişir, simgesel temsilcileri değişir, ama özünde o hiç değişmez. Neyse odur ve bir bütündür.

O, kadınlar aracılığıyla kendine bir çıkış bulur. Baskı altına alınıp ezilirse, yukarıya doğru çıkmak için didinir. Kadınlar özgürse, o da özgürdür. Ne mutlu ki, kaç kere bastırılırsa bastırılsın, tekrar yukarı fırlar. Kaç kere yasaklanmış, ezilmiş, önü kesilmiş, sulandırılmış, eziyete uğramış; güvenilmez, tehlikeli, çılgın gibi sayısız aşağılamalarla yaftalanmış olursa olsun, kadınların içinde yukarıya doğru öyle bir çıkar ki, en sakin, en çekingen kadın bile ona gizli bir yer ayırır. En bastırılmış kadın bile yüreğinde ona gizli bir yer ayırır; gür ve vahşi gizli düşünceleri ve gizli duyguları vardır ki, doğal olan da budur. En tutsak kadın bile vahşi benliğinin yerini savunur, çünkü sezgisel olarak bilir ki, bir gün bir mazgal deliği, bir çıkış, bir fırsat bulduğunda tabana kuvvet kaçmak için ondan güç alacaktır.

...

Psişedeki vahşi güçle ilişkinin koptuğuna dair duygu-tonlu belirtilerden bazıları nelerdir? Sürekli olarak aşağıda belirtilen yollardan birisiyle hissetmek, düşünmek ya da davranmak derin içgüdüsel ilişkinin kısmen zedelenmesi ya da sürekli yitirilmesi demektir. Sadece kadınların dilini kullanırsak, bu belirtiler şunlardır: Kendini had safhada yavan, yorgun, kırılgan, çökkün, kafası karışık, suskun, dizginlenmiş, heyecansız hissetmek. Kendini korkmuş, aksak ya da zayıf, esinsiz, cansız, ruhsuz, anlamsız, utangaç, sürekli kızgın, hafifmeşrep, sıkışıp kalmış, yaratıcılıktan uzak, bastırılmış, aklını yitirmiş hissetmek.

Kendini güçsüz, sürekli kuşku içinde, sarsak, tıkanmış, bir işin sonunu getiremez, yaratıcı hayatını başkalarına teslim eden, eş, iş ya da arkadaş seçiminde hayatın altını oyan tercihler yapan, kendi döngülerinin dışında yaşamaktan mustarip, kendini aşırı koruyucu, uyuşuk, belirsiz, mütereddit, kişiliğine uygun adımlar atamayan ya da sınırlar koyamayan biri olarak hissetmek.

Kendi temposunda ısrar etmeyen, çekingen, Tanrı’sından ya da Tanrılarından ayrı düşmüş, kendini yenilemekten uzaklaşmış, içgüdülerini yitirmiş biri için en güvenli yer olduğundan ev hayatına, entelektüelliğe, işe ya da tembelliğe çekilmiş biri olmak.

Kendi başına bir işe girmekten ya da kendini açığa vurmaktan korkmak; akıl hocası, anne, baba aramaktan korkmak; eksik çalışmasını bir başyapıt haline gelmeden önce sergilemekten korkmak; bir yolculuğa çıkmaktan korkmak; başkasına ya da başkalarına bakmaktan korkmak; koşmaya devam etmekten, durmaktan, yavaşlamaktan korkmak; otorite önünde sinmek; yaratıcı tasarılardan önce enerjisini yitirmek; ürkme, küçük düşürülme, endişe, uyuşukluk, bunaltı.

Başka yapacak bir şey kalmadığında dilini tutmaktan korkmak; yeniyi denemekten korkmak, karşı koymaktan korkmak, sesini yükselterek, karşı çıkarak konuşmaktan korkmak; midesinin bulanmasından, heyecandan midesine sancılar girmesinden, midesinin ekşimesinden, ortada kalakalmaktan, boğulmaktan, çok kolay uzlaşmacı ya da nazik biri olmaktan, intikam almaktan korkmak.

Durmaktan korkmak; harekete geçmekten korkmak; durmadan üçe kadar sayıp başlayamamak, üstünlük kompleksi, müphemlik hissetmek, ama yine de başka açılardan tamamen yetenekli, tamamen işlevsel olmak. Bu saydıklarımız bir çağın ya da bir yüzyılın hastalığı değildir ve kadınların her tutsak alınışında, vahşi doğanın her tuzağa düşürülüşünde, her zaman ve her yerde bir salgın şeklinde kendini gösterir.

Sağlıklı kadın tıpkı bir kurt gibidir: Sağlam, kunt, diri, hayat verici, konumunun bilincinde, yaratıcı, sadık ve göçebedir. Ancak vahşi doğadan ayrılmak kadının kişiliğinin zayıflamasına, bir hortlak ve hayalet halini almasına yol açar. Postu kolay deldiren, çelimsiz, sıçrayamayan, avlanamayan, doğuramayan, bir hayat yaratma yeteneğinden yoksun biri olmak için burada değiliz. Kadınların hayatı durağanlık içindeyken ya da can sıkıntısıyla dolu olduğunda, bu her zaman için Vahşi Kadın’ın ortaya çıkma zamanının geldiğini gösterir; ruhun yaratıcı işlevinin deltayı doldurmasının zamanıdır.

Vahşi Kadın kadınları nasıl etkiler? Vahşi Kadın, müttefikimiz, önderimiz, modelimiz, öğretmenimiz olursa, iki gözümüzle değil, birden çok gözü olan sezginin gözleri aracılığıyla görürüz. Sezgiye sahip çıktığımızda, yıldızlı göğe benzeriz: Dünyaya binlerce göz aracılığıyla bakarız.

Vahşi doğa şifa bohçalarını taşır: Bir kadının olmaya ve bilmeye gerek duyduğu her şeyi taşır. Her şeyin dermanını taşır. Öyküler ve düşler, sözcükler ve şarkılar, işaretler ve simgeler taşır. Hem araç hem de amaçtır.

İçgüdüsel doğayla yan yana olmak, dağılıp gitmek; her şeyi soldan sağa, siyahtan beyaza doğru değiştirmek; doğu ile batıyı tersyüz etmek; çılgınca ya da denetimsizce davranmak anlamına gelmez. Temel toplumsal ödevlerin bir kenara bırakılacağım ya da daha az insani bir hale gelineceğini de anlatmaz. Aksine, bunun tamamen tersidir. Vahşi doğa, insanı büyük ölçüde bütünler.

İçgüdüsel doğayla yan yana olmak; hayat alanını belirlemek, kendi sürüsünü bulmak, yetenek ve kusurlarına bakmaksızın güven ve gurur duyarak bedeninin içinde olmak, kendi yararına konuşmak ve hareket etmek, farkında ve uyanık olmak, sezgi ve algının doğuştan gelen dişil güçlerine dayanmak, kendi döngülerine girmek, ait olunan yeri bulmak, vakarla yükselmek, mümkün olduğunca yüksek bir bilinç düzeyini korumak demektir.

Vahşi Kadın arketipi ve onun ardında yatan her şey, bütün ressam, yazar, heykeltıraş, dansçı, düşünür, mürşit, mürit ve arayıp bulanların koruyucusudur, çünkü bunların hepsi buluş işiyle meşguldür ve İçgüdüsel doğanın ana uğraşı da zaten budur.

...

Peki, Vahşi Kadın’ı oluşturan unsurlar nelerdir? Hem arketipsel psikolojinin bakış açısından, hem de kadim geleneklerde, Vahşi Kadın dişil ruhtur. Ancak, ondan daha fazlasıdır da; dişiliğin kaynağıdır. İçgüdüyle, gerek göz önündeki, gerekse saklı dünyalarla ilgili olan her şeydir - temel olandır. Hepimiz, ondan hayatımız için gereken tüm içgüdü ve bilgileri içeren ışıltılı bir hücre alırız.

“...O, Hayat/Ölüm/Hayat kuvvetidir, yaşatma gücüdür, kuluçkadır. Sezgidir, uzağı görendir, derin dinleyicidir, sadık yürektir. İnsanları çokdilli kalmaya cesaretlendirir; düşlerin, tutkuların ve şiirin dilini akıcı bir şekilde konuşmaya yüreklendirir. Gece düşlerinden fısıltılar getirir, bir kadın ruhuna ait araziden geçerken arkasında kalın bir kıl ve çamurlu bir ayak izi bırakır. Bunlar, kadınları onu bulma, kurtarma ve sevme özlemiyle doldurur.”

“O, fikirler, duygular, dürtüler ve bellektir. O, yitirilmiş ve uzun, ama çok uzun zamandır neredeyse unutulmuştur. O, kaynaktır, ışıktır, gecedir, karanlıktır ve şafaktır. O, iyileştirici balçığın kokusu ve tilkinin arka bacağıdır. Bize sırları söyleyen kuşlar ona aittir. ‘Şu yoldan, şu yoldan,’ diyen sestir.”

“Haksızlık karşısında tehditler savuran odur. Büyük bir çark gibi dönen odur. Döngülerin yaratıcısıdır. Aramak için evi terk ettiğimiz odur. Eve gelmemiz onun içindir. Bütün kadınların gübreli köküdür. İşimizin bittiğini düşündüğümüzde bizi gitmekten alıkoyan güçtür. İddiasız ham düşünce ve işlerin kuluçkasıdır. O, bizi düşünen akıldır, bizler de, onun aklından geçen düşünceleriz.”

“O, nerede bulunur? Onu nerede hissedebilir, nerede bulabilirsiniz? O, çölleri, ormanları ve okyanusları, kentleri dolaşır, kulübe ve şatolarda gezer. Yönetim kurulu odasında, fabrikada, cezaevinde, yalnızlık dağında, kraliçeler arasında, campesina’ lar arasında yaşar. Varoşlarda, üniversitede ve sokaklarda yaşar. Büyüklüğünü anlamaya çalışmamız için ardında ayak izleri bırakır. Doğurgan toprak olan bir kadının bulunduğu her yere ayak izleri bırakır.”

“Nerede yaşar? Kuyunun dibinde, membalarda, zamandan önceki eterde. Gözyaşında ve okyanusta yaşar. O büyüdükçe hışırdayan ağaçların kabuklarında yaşar. Geleceğin ve zamanın başlangıcındandır. Geçmişte yaşar ve bizim tarafımızdan çağrılır. Bugündedir; soframızda bir yeri vardır, arkamızda sıraya girer ve yolda önümüzde gider. Gelecektedir ve şimdide bizi bulmak için zaman içinde geriye doğru yürür.

...

Doktoramı etno-klinik psikoloji üzerine yaptım. Bu bilim dalı hem klinik psikolojiyi, hem de etnolojiyi inceler. Etnoloji, grupların, özellikle de kabilelerin psikolojileri üzerinde durur. Doktora sonrası diplomam ise, bana Jungcu psikanalist olma ehliyeti kazandıran analitik psikoloji üzerinedir. Cantaâora/mesemondo [şair ve sanatçı] olarak hayat deneyimim, çalışmalarımı, analizlerime gelenlerle aynı düzeyde şekillendirir.

...

Sanat önemlidir, çünkü ruhun mevsimlerini ya da ruhun yolculuğundaki özel veya trajik bir olayı anımsatır. Sanat, sadece kendimiz için değildir, sadece kendi kavrayışımızın bir göstergesi değildir. Peşimizden gelenler için bir haritadır da.

...

insanlarla çalışmamda değişmeden kalan ve hem benim hem de sizin çalışmalarınız dahil bütün insanlığın çalışmalarına temel oluşturan etkenler şunlardır: Soru zanaatı, öykü zanaatı, el zanaatı - tüm bunlar bir şey yapar ve o bir şey ise ruhtur. Ruhu her besleyişimizde, onun gelişimini güvence altına alırız.

...

Öyküler ilaçtır. İlk öykümü duyduğumdan beri onların büyüsünden kurtulamadım. Onların böyle bir gücü var; bir şey yapmamızı, olmamızı, etmemizi şart koşmazlar – sadece dinlememiz yeterlidir. Yitirilmiş bir psişik dürtünün onarımı ya da düzeltilmesi için gereken çareler, öykülerin içinde bulunur. Öyküler, arketipi (bu durumda Vahşi Kadın’ı) kendiliğinden tekrar yüzeye çıkaran heyecanı, üzüntüyü, soruları, özlemleri ve anlayışları doğurur.

Öykülerin dokusuna, hayatın karmaşıklıklarına ilişkin olarak bize rehberlik eden dersler yerleştirilmiştir. Öyküler, batıp gitmiş bir arketipin yüzeye çıkarılması ihtiyacını ve bunun yöntemlerini anlamamızı sağlar. İzleyen sayfalardaki Öyküler on yıllardır çalışıp göz nuru döktüğüm ve Vahşi Kadın arketipinin cömertliğini en açık şekilde ifade ettiğine inandığım yüzlercesi arasından seçilmiştir.

...

Yaklaşık yirmi beş yıldır arketipsel örüntüleri, onun iki katı kadar bir süredir de aile kültürümden gelen mitleri, peri masallarını ve folkloru inceliyorum. Öykülerin iskeleti üzerine epey bilgi sahibi oldum ve bir öyküde iskeletin nerede ve ne zaman eksildiğini biliyorum.

...

Mutfak masalarında ve asma çardakları altında, kümes ve süthanelerde, hamur açarken, vahşi hayatın peşinde koşarken ve milyonuncu ilmiği atarken kardeşlerim gördüğüm şifacılarla öykü alışverişinde bulundum. Son acı biber kâsesini paylaşma, cenaze kaldırmak için dua eden kadınlarla ağıt yakma ve damı olmayan evlerde yıldızlar altında uyuma şansım oldu.

...

İki kere şanslıydım, çünkü gittiğim her yerde çocuklar, orta yaşlı kadınlar, gariban kocakarılar, hayatlarının doruğunda erkekler, ruh sanatçıları, ormanlardan, cangıllardan, çayırlardan ve kum tepelerinden yavaş yavaş çıkarak beni karga sesleri ve türkülerle ağırladılar. Ben de onları öyle ağırladım.

Öykülere yaklaşmanın birçok yolu vardır. Profesyonel halk bilimcilerin, Jungcu, Freudçu ya da diğer türden analistlerin, etnologların, antropologların, teologların, arkeologların hepsi gerek masalları toplama, gerek ifade etme tarzları açısından farklı yöntemlere sahiptir. Entelektüel olarak benim öykülerle çalışma tarzımı geliştirmem, analitik ve arketipsel psikolojideki eğitimim aracılığıyla oldu.

...

Öykü psikoloji sanatı ve biliminden çok daha eskidir ve ne kadar zaman geçerse geçsin, denklemde her zaman daha büyük bir değer taşıyacaktır. Benim son derece ilgimi çeken en eski anlatım yöntemlerinden biri, coşkulu vecd halidir. Burada anlatıcı, dinleyenleri (bu bir kişi de olabilir birden fazla kişi de) “hisseder” ve sonra “dünyalar arasındaki dünya”da bir öykünün vecd halindeki anlatıcı için “cazip kılınıp” onun aracılığıyla anlatıldığı bir duruma girer.

...

Anlatıcı ne olup biteceğini hiçbir zaman bilmez; zaten öykünün büyüsünün en az yarısını bu durum oluşturur.

Bu kitap Vahşi Kadın arketipinin özellikleriyle ilgili anlatılar içermektedir. Onu şematize etmeye çalışmak, psişik yaşamının çevresine sınırlar çizmek ruhuna ters düşerdi. Onu tanımak hayat boyu devam eden bir süreçtir; bu çalışmanın, yaşam boyu devam eden bir çalışma olmasının nedeni de budur.

...

Öyküler içsel hayatı harekete geçirir. İçsel hayatın ürkütüldüğü, kıstırılıp köşeye sıkıştırıldığı yerlerde bu özellikle önemlidir. Öykü, kaldıraçları ve makaraları yağlar; adrenalin hücumuna yol açar; bize dışarı, aşağı ya da yukarı çıkış kapılarını gösterir; dertlerimiz için bize, daha önce boş olan duvarlarda güzel ve geniş kapılar açar: Düş ülkesine götüren, sevgi ve öğrenmeye götüren, bilge vahşi kadınlar olduğumuz kendi gerçek hayatlarımıza geri götüren geçitler.

“Mavisakal” gibi öyküler, bize, kadınların durmak bilmeden kanayan yarasına tam olarak ne yapmak gerektiğine dair haberler getirir. “İskelet Kadın” gibi öyküler ilişkinin mistik gücünü ve ölmüş duyguların tekrar hayata ve derin sevgilere nasıl geri dönebileceğini gösterir. Yaşlı Ölüm Ana’nın yetenekleri Baba Yaga [Vahşi Cadı] karakterinde bulunabilir. Her şeyin kaybedilmiş gibi göründüğü bir sırada yolu gösteren küçük oyuncak bebek, yitirilmiş dişil ve içgüdüsel sanatlardan birini “Akıllı Vasalisa”da tekrar ortaya çıkarır. “La Loba” [çöldeki kemik kadın] gibi öyküler, ruhun dönüştürücü işlevi üzerine bir şeyler öğretir. “Elsiz Kız,” kadim zamanların eski erginleme törenlerinin yitirilmiş evrelerini yeniden açığa çıkarır ve böylece bir kadının hayatının tüm çağlarına yönelik ebedi ve ömür boyu süren bir kılavuz sunar.

...

Bu, kadınlarla ilgili öyküler içeren bir kitaptır ve bu öyküler yol boyunca yıkılmadan duran işaretler gibidir. Doğal olarak kazanılmış kendi özgürlüğünüze; kendinizden, hayvanlardan, yeryüzünden, çocuklardan, kız kardeşlerden, sevgililerden ve erkeklerden hoşnutluk duymanıza giden yolda size destek olsun diye okumanız ve üzerinde düşünmeniz içindir.

...

Bu kitaptaki malzeme, sizi cesaretlendirmek için seçilmiştir. Bu çalışma, kendi içsel ufuklarında zahmetli yolculuklara çıkanlar dahil olmak üzere, hem kendi yoluna gidenlere hem de dünya için zorluklara göğüs gerenlere destek olmak üzere sunulmuştur. Ruhlarımızın doğal yollarında ve doğal derinliklerine doğru büyümesini sağlamaya gayret etmeliyiz. Vahşi doğa bir kadının belli bir renge, belli bir eğitime, belli bir hayat tarzına ya da ekonomik sınıfa sahip olmasını şart koşmaz...

...

Öyleyse, ister içe, isterse dışa dönük olun, ister kadınları seven bir kadın, ister erkekleri seven bir kadın, ister Tanrı’yı seven bir kadın ya da bunların hepsi birden olun, ister basit bir kalbe sahip olun, ister bir Amazon’un tutkularına, ister bir işin en iyisini yapmaya çalışan biri olun, ister yarına bırakan biri, ister esprili olun, isterse de üzüntülü, soylu ya da ayak takımı - her durumda Vahşi Kadın size aittir. O tüm kadınlara aittir.

Onu bulmak için, kadınların, içgüdüsel hayatlarına, en derin bilgilerine dönmeleri gereklidir. O halde, yolumuza devam edelim ve kendimize vahşi ruhu tekrar hatırlatalım. Şarkılarla onu ete kemiğe büründürelim. Bize verilmiş olan sahte elbiseleri çıkarıp atalım. Güçlü içgüdünün ve bilginin gerçek elbisesini giyelim. Bir zamanlar bize ait olan psişik topraklara yayılalım. Sargıları açalım, ilaçları hazır edelim. Şimdi uluyan, gülen, bizi çok ama çok Seven’in şarkısını söyleyen vahşi kadınlara geri dönelim.

Bizim için sorun basit. Biz olmadan Vahşi Kadın ölür. Vahşi Kadın olmadan da, biz ölürüz. Para Vida, gerçek hayat için, her ikisi de yaşamalıdır.

...

 

Kurtlarla Koşan Kadınlar

Clarissa P. Estés

Ayrıntı Yayınları

538 Sayfa

 

Şimdilik bu kadar, kitabın sadece giriş bölümünden alıntılar yaptım. Üzerine yorum eklemedim, ruhumdan mırıldandıklarım ve yüreğimden söylediğim şarkılarım için Kitap ile Sohbet’te baş konuğumdur kitap. Yılda 2,3 kez grup açarım, katılanlarla, kitapdaşlarımla birlikte öykülerimizi de alır yola çıkarız.  Aydınlık demeden, karanlık demeden, dere, tepe, dağ aşar, çöllerde kemik toplar, denizlere dalar, kanatlarımızı açar uçarız. Bize katılmak istersen yeni başlayacak atölye için şimdiden kitabı al, okumaya başla ve ön kayıt ol. Sevgiyle açtık kollarımızı... 

 

Yasemin Sungur

Gelişim Enstitüsü, Gelişim Lideri, Martı Kitap Kulübü Kurucusu,

#Gelişimdeyiz için emek verir.  Kitap ile Sohbet Lideri

Yorum Yapabilmek yada Yorumları Görebilmek Giriş Yapmış Olmanız Gerekiyor